Konuşmak

Makaleler

Konuşmak

Devlet Bakanı Fatma Şahin “Kadına ve Aile içi Şiddete Son Kampanyasında” ezberleri bozan bir müdahaleye imzasını attı. Salonda pankart açıp bağıran iki genç kıza müdahale etmek üzere olan bir polis memuruna “ …lütfen dokunmayın, salondan da çıkarmayın, bunları konuşarak aşacağız” diye müdahale ederek olası bir üzücü olayın önüne geçmiş oldu. Şiddeti önlemek için görev yapan polislerin bu tür protestolarda bilerek ve isteyerek şiddeti kullandığını düşünmüyorum. Lakin yöntem bilmezlik ve bu konuda yetkin olamamaları onları çaresizliğe ve şiddete yöneltiyor. 

Bakan Şahin’in burada sarf ettiği şu söz çok önemli: “Konuşarak aşacağız”. İnsanımız maalesef Allah’ın insana bahşettiği en büyük nimet olan konuşmayı iletişimde yeterince ve etkince kullanmayı bilmiyor. Oktavio Paz “insanlar düşündüğü için konuşmaz, konuştuğu için düşünür” diyor. Konuşmak, ama yargılamadan, paylaşmak ve çözmek için konuşmak kısır ve tek yönlü düşüncelerden kurtulup yeni fikirler üretmeyi teşvik eder. Cumhuriyet sonrası yaşanan terör ve anarşi olaylarının en büyük sebebi konuşamamaktır. Son yıllarda tabu olmuş, ülkeyi çözümsüzlüğe götüren, sistemi ve siyaseti tıkayan bazı konuların konuşulması, bakın sadece konuşulması bile zihinlerde büyük çözülmeler yaratmıştır. Eğer bireylerin zihinleri özgürleşirse toplumlar da özgürleşir. Zihinlerin özgürleşmesiyse konuşmaktan geçer. 

İletişimde kişiler arası sorunların çözülmesinde izlenmesi gereken bir hiyerarşik düzen vardır. Bu düzende önce beyinde çözülmesi istenen konu şekillenir. Sonra konu karşıdaki kişiye açılır, iletişimde olunan kişi dinler, sorular sorar, bittikten sonra cevabını verir. Cevabın muhakeme edilmesi ve karşılıklı konuşma yani diyalog sonrasında bir karar verilir ve çözüm için belirlenen adım atılır. Toplumumuzda bu hiyerarşi çoğu zaman ihlal edilir. Anne-baba-çocuk, arkadaş, eş ilişkilerinde kaos ortamında biriken öfkenin, oluşan inançsızlıkların ve vurulan damgaların sonucu olarak “önyargılar”, “niyet okumalar”, “düşünce okumaları” sinsice devreye girer. İletişimin önemli bir aşaması olan konuşma, sorma ve dinleme es geçilir. Bu atlama ilişkilerdeki en temel sorunlardandır. Şiddetin, boşanmaların, aile facialarının, çatışmaların birçoğunun kökeninde bu yatar. Bu model bireyden topluma taşındığında siyasi kamplaşmalar, hizipçilik, terör, şiddet ve anarşi belirmeye başlar. Dünyada hiçbir sorunun şiddetle ve savaşla çözüldüğü vaki değildir. Savaşlar yeni düşmanlar yaratmaktan başka bir işe yaramamıştır. Terör ve anarşi Türkiye’deki hizipleşmenin daha da katılaşmasına yol açmıştır. Bu ülke yıllardır hakkını kavga ederek ve savaşarak alabileceğine inanan insanlarla dolu. Devletin bu kişileri hakkını aramak ve almak için şiddetin haricinde de yolların olduğuna, çözüm için gidilecek en kötü yolun şiddet olduğuna, konuşan insanların ortak akılla sorunlarını kolaylıkla çözebileceğine ikna edebilmesi gerekir. Bunun için de toplumsal olaylarda devleti temsilen ön planda olan emniyet güçlerinin yani polislerin çok iyi eğitilmesi gerekir. 

Öfkeli insan labirente girmiş bir fare gibidir. Çıkmak için sağa sola saldırır. Böyle bir insana şiddetle yaklaşan kişi de o labirente girmiş olur. İki labirentteki insan birbirine ancak “ümitsizlik” ve “çaresizlik” aşılayabilir. Bakan Şahin iletişimde ikinci, hatta üçüncü göz dediğimiz sağduyu, dikkate alma, önemseme, samimiyet, dürüstlük ve herşeyden önemlisi diyalogun ön planda olduğu yaklaşımıyla iki labirentteki insanı bir anda dışarı çıkarabilmeyi başarmıştır. Devletin uzlaşma için alması gereken model işte budur.