Cinsel Kimlik Ve Toplumsal Cinsiyet

Cinsel Kimlik Ve Toplumsal Cinsiyet

Cinsel Kimlik Ve Toplumsal Cinsiyet

Cinsel kimlik,  kişinin cinselliğini algılaması ve bu algının toplum modelleri ile ilişkisidir.  Biyolojik, sosyal, psikolojik anlamda kişinin kendi cinsel kimliğini algılaması ve kabulü cinsel kimliğin gelişiminde önemli bir aşamadır. Öğrenme kuramına göre,  cinsiyet rolünün kazanılması,  ilk çocuklukta başlamakta ve yaşam boyunca devam etmektedir. Anne babanın çocuğun cinsiyetine göre beklediği davranışlar, tutumları cinsel kimlik gelişiminde önemli rol oynamaktadır.  Cinsel kimliğin temelleri daha çok ödipal dönemde yaşanan çatışmalarla atılmakla birlikte, ergenlik yıllarında tamamlanmaktadır. Bunun yanı sıra cinsel kimliğin temelleri 3 yaşında yavaş yavaş oluşmaya başlamaktadır. Çocuk kız ve erkek ayrılığını fark etme incelemeye başlamakta, bebeklerin nereden geldiğini sorgulamaktadır.“Merak” duygusu ön plandadır.

Cinsel kimliğin gelişimde, yaşamın ilk yıllarındaki deneyimlerin etkisi büyüktür. Model alma ve ilk özdeşimler cinsel kimliğin gelişimini etkiler. Model alma ve özdeşim kurulacak kişilerin varlığı veya yokluğu cinsel kimliğin gelişiminde önemli bir etkendir.   Anne baba ile özdeşim çocuğun cinsel kimlik kazanmasında önemlidir. Cinsel kimlikler çevre ile kurulan ilişki ile daha da pekişir.

Ailenin cinsel konulara yönelik tutumları da cinsel kimliği olumsuz etkileyebilir. Suçlamalar, aşırı kontrolcü yaklaşımlar, çocuğu uyarıcı ve kışkırtıcı davranışlar, mahremiyetin kalmaması, suçlamalar çekingenlik veya aşırı cinsel davranışlarla yüklü bir kimliğin gelişimine neden olabilir.

12-14 yaşlarına kadar çocuklar karşı cinsi düşmanıymış gibi algılayabilirler, çekinebilir birlikte zaman geçirmekte zorlanabilirler. Ergenlik döneminde ise karşı cinsle yakınlaşma, karşı cinsin ilgisini çekme  ön plandadır.

Toplumsal, kültürel rollerde cinsel roller üzerinde farklılıklara yol açabilir. Toplumsal cinsiyet, toplumsal olarak belirlenmiş, onaylanmış bir cinsiyeti tanımlamak için kullanılmaktadır. Cinsel rollerde toplumsal cinsiyetin bir parçasıdır. Bazı kültürlerde erkeğin ev işi yapması cinsel rol ile bağdaşmazken, bazı kültürlerde ise bu durum bencillik belirtisi olarak algılanabilir. Ülkemizde kız çocuklarına daha duygusal, daha uysal bir rol biçilirken, erkek çocuklara daha  sert, daha saldırgan bir rol biçilmektedir.
Cinsel Kimliğin Gelişim Evreleri
• 9-12 aylar arasında çocuklar kadına ve erkeğe farklı tepkiler göstermeye başlarlar. Kadına veya erkeğe daha yakın davranırlar. 2 yaşına doğru bu özellikleri daha da belirginleşir.
• 2 yaşında fotoğraflar arasından kendisiyle aynı cinsiyette olan fotoğrafı seçebilirler. Kendi cinsiyetleri doğru olarak ifade edebilirler. Evcilik oyuncaklarını kız bebeklerle, aletleri ve arabaları erkek bebeklerle eşleştirebilirler.
2,5-3 yaşında sadece kendi cinsiyetini değil, başkalarının cinsiyetini de ayırt etmeye başlarlar. Kendi cinsiyetine daha uygun oyunları, hem cinsi olan arkadaşları seçme eğilimindedirler. Bu yaşlardan itibaren cinsel organlara ilgisi artar ve mastürbasyon yapmaya başlayabilir. 6-7 yaşına kadar mastürbasyonun gözlenmesi normaldir.
• 5-6 yaşından itibaren cinsel kimliğin süreklilik gösterdiğini anlamaya başlarlar. Cinsiyetin değişmeyeceğini anlayabilirler. Örneğin, saçın uzunluğuna, kısalığına  giyim tarzına göre cinsel kimliğin değişmeyeceğini bilirler.

Klasik Dürtü Çatışma Kuramının Eşcinlliğe Bakışı
Dürtü çatışma kuramına göre, erkek eşcinselliğinin temelinde çözülmemiş odipal çatışmalar yer almaktadır. Odipal çatışmanın çözülebilmesi için, baba ile özdeşim kurmaya çalışırken bir taraftan da baba ile rekabete girilmeli, rekabetin ardından baba ile özdeşleşerek kastrasyon endişesinden kurtulmalıdır. Odipal çatışma çözümlenemezse, çocuk anneye olan odipal bağını koparamaz, baba ile özdeşim kuramama,  baba ile çatışma  ve anneye olan duygusal bağımlılık artar. Böylelikle, eşcinselliğe kayacak cinsel kimliğin temelleri atılır. Çocuk heteroseksüel olarak doğar, ancak otor,ter ve hostil davranan baba veya kontrolcü dominant anne arasında kalan çocuk odipal çatışmasını çözümleyemediği için eşcinselliğin temelleri atılır.  Böylelikle, çocuk anne ile özdeşim kurmak yerine baba ile özdeşim kurmak zorunda kalır.
Bir diğer görüşe göre ise, anne doğum sonrası depresyona girebilir, eşinin desteğini kaybedebilir. Sıklıkla kendisine kadın karakterler (kız kardeşler, anne) destek verebilir. Anne, eşine karşı ambivalan duygular taşıyabilir ve çocuk  bu duyguları hissedebilir. Bu durum karşısında, çocuk annenin ilgisini üzerinde toplamanın en önemli yolunun kadınsı davranışlarda bulunmak olduğunu düşünüp, kadınsı davranışlara yönebilir.

Dürtü çatışma kuramına göre, kadın eşcinselliğinin temelinde ise, penisin yokluğu karşısında anneye duyulan öfke, incinme, yetersizlik ve bu durumdan da anneyi sorumlu tutmalarıdır. Kız çocuk babasının çocuğunu doğurmak yoluyla penisi elde etme fantezisi kurar. Penisi olmayacağı gerçeği yetersizlik duygularını yoğunlaştırır, baba ve tüm erkeklerden vazgeçer. Sevgi nesnesi olarak anne ve diğer kadınları içine alır. Kadın eşcinselliğinde genellikle, depresif yetersiz anne ve saldırgan eğilimli baba figürü bulunmaktadır.

Transeksüalite ve transvestizmde ise, anne çocuk ilişkisinin başlandığı ilk aylarda aşırı özdeşim yaşanması ve ayrışma, bireyselleşmenin bir türlü gerçekleşmemesi durumu söz konusudur.

Freud, nevrozların oluşumunda  çocukluk döneminde yaşanan cinsel travmaların, korkuların önemli bir rolü olduğunu belirtmiştir. Çocukluk döneminde yaşanan cinsel travmalar, korkular, yanlış bilgilendirmeler, kişilik faktörleri, ailenin cinselliğe bakışı vajinismus, erken boşalma, sertleşme, orgazm bozukluğu gibi cinsel işlev bozukluklarının yaşanmasına neden olabilir.

Etiketler: Cinsel Kimlik ve Toplumsal Cinsiyet, Cinsel Kimlik Bozukluğu, Çocuklarda Cinsel Kimlik