Çocuklar Neden ders Çalışmazlar?

Makaleler

Çocuklar Neden ders Çalışmazlar?

Dikkatin ruhsal ve zihinsel iki komponenti vardır. Zihinsel komponent direk dikkat hücrelerinin işleyişiyle yani doğrudan beynin dikkat alanlarının kimyasal veya elektriksel durumuyla ilgilidir. Ruhsal komponent ise istek, ilgi, motivasyon ve yönelme gibi kavramları içerir. Bir çocuk dikkat hücreleri normal olduğu halde dikkatin ruhsal komponentlerini oluşturan bölgelerde bir problem varsa yine dikkatini verememe, odaklanamama, dikkatini toparlayamama ve dolayısıyla anlama, kavrama ve hafıza sorunları yaşayabilir. Ruhsal süreçlere bağlı derse odaklanama sorunlarının altında çocuğun zihninde oluşmuş şu düşünce kalıpları etkili olur: 

- Çalışmak kadar zor ve sıkıcı bir faaliyet yok
- Çalışsam da başarılı olamayacağım
- Kafam rahat olmadan çalışırsam hiçbir işe yaramaz 
- Sıkılarak ders çalışılmaz. Zorlamaya gelemem
- Ders çalışabilmem için tam konsantre olmalıyım
- Okuduğumu bir defada anlamalıyım
- Ders çalışırken kafam başka yerlere kayıyor, bu yüzden çalışamıyorum

Bu tip düşünceler ders çalışmayı imkansız veya çok zor hale getirir. Çocuklar bu tür otomatik düşüncelerin genellikle farkında olmazlar. Bu düşünceler gerçek dışı beklentileri ve varsayımları dayatır. Çocuk, ders çalışırken sıkılmaması, tam konsantre olması, okuduğunu tamamen anlaması ve aklında tutması gerektiği gibi gerçek hayatta bir insandan beklenemeyecek beklentiler içine girer. Hiçbir zaman karşılayamayacağı düşünülen bu beklentiler sürekli hayal kırıklıklarına ve büyüyen bir başarısızlık algısına yol açar. Kendini yetersiz gören çocuk ders çalışmayı tamamen bırakır ya da birkaç dakikadan fazla ders masasının başında oturamaz hale gelir. 

Bazen ebeveynler de bu yanlış ve gerçekleşemeyecek beklentileri körükleyici tutum içinde olurlar ve çocuğa baskı yapmaya başlarlar. Böyle olduğunda sorun daha da büyür. Çocuk kendine güvenemez, çaresiz ve aciz bir ruh haline girer.  

Çocuklar Neden ders Çalışmazlar?

Anne-Baba Tutumları Çok Etkili
Yüksek beklentili ebeveynler çocuklarda bu tip dikkat sorunlarına sebep olabiliyor. Çok küçük yaşlarda çocuğa “başarmak zorundasın, başaramazsan bir değerin olmaz, açıkta kalırsın, aç kalırsın, adam yerine konmazsın” şeklinde empoze edilen kaygılı düşünceler ve çocuktan gerçekleşmesi mümkün olmayan performansları beklemek onu yalnızlığa ve başarısızlığa sürüklüyor. Bu başarısızlık ve yetersizlik hissi zaman geçtikçe katlanarak büyüyor ve çocukta isteksizlik, motivasyon düşüklüğü, ilgisizlik gibi depresif semptomlar baş gösteriyor. Çocuk “ben bu işi başaramayacağım, bunun üstesinden gelemeyeceğim” noktasına geldiğinde bahanelere sığınıp derslere ilgi göstermemeye, ders çalışmamaya, hatta okula gitmek istememeye başlıyor. Bütün bunlar çocuğun sonuçta gerçek bir dikkat ve konsantrasyon problemi yaşamasına yol açıyor. Bu kısır döngü devam ettiği taktirde çocuğun hayatının her alanındaki performansını etkileyecek boyuta geliyor. 

Ders Çalışma Zorunluluğu Bir Otorite Sorunu
Otorite algısının içine sorumluluklar, zorunluluklar, disiplinli, yapılması ve uyulması gerekenler, kurallar, yasalar gibi günlük hayatımızda karşılaştığımız kavramlar girer. Bir çocuk otorite algısını ilk anne-babayla tadar. Anne-baba çocuğun ilk otorite figürüdür. Yani otoriteyi ilk anne-babanın şahsında tanır. O yüzden anne-babayla yaşanan ilişkinin niteliği çocuğun otorite karşısındaki duruşunu belirleyen en önemli unsurdur. Çocuğun kendisini ifade etmesine zemin hazırlayan, zorlayıcı değil destekleyici olan, kaygı yerine güven veren, sorumluluklardan önce sevgiyi ve şefkati paylaşan ebeveynlerin çocukları otoriteyle uyumlu oluyorlar. Kurallar ve sorumluluklar karşısında herhangi bir direnç yaşamaksızın işlevlerini yerine getiriyorlar. Ancak kaygılandıran, zorlayan, baskı kuran, şiddet uygulayan, aşağılayan, küçümseyen, sevgiden çok sorumlulukları ve yapılması gereken işleri paylaşan ebeveynlerin çocukları zorunluluk, sorumluluk ve kurallar karşısında direnç gösterip sıkıntı yaşıyorlar. Ya aşırı sorumluluk odaklı olup dünyanın güzelliklerini ıskalıyorlar ya da otoriteye direk ya da indirek isyan ediyorlar. Direk isyan edenler hiçbir sorumluluğu yerine getirmeyen, büyüdüklerinde hiçbir kuralı tanımayan, hiçbir işte dikiş tutturamayan anti-sosyaller oluyor. Dolaylı isyankarlar da ya ders çalışmayarak ya okuldan kaçarak da her türlü işi yokuşa sürerek pasif agresif bir tavrı benimsiyorlar. Her iki tip çocuk da kaybedilen ve tutunamayan çocuklar kategorisine giriyor maalesef. 

Çocuğun ders çalışmaması dersten çok daha ciddi bir sürecin göstergesi olabiliyor. Anne-babaların bu sorunu yaşayan çocuklarında ilk sorgulamaları gereken şey bu olmalı. O yüzden dersleri çocuğumuz bizden koparan bir tehlike olmaktan çıkarmak için erken dönemde bir uzmana danışmak çok önemlidir. Ama başvurma tarzınız “çocuğumuzda problem var” şeklinde olmamalı. Bilin ki onun sorunu büyük oranda otoriteyle yani bir sizinledir. Evet, tembelliği haylazlığı kendisinden kaynaklanan çocuklar yok değil tabi ki, ama bizim en sık karşılaştığımız sebepler maalesef ana-balara ait olan sebepler oluyor.  Anne-baba ile yaşanan çatışmalar, ebeveynin tutum hataları veya bazı tutumların çocuk tarafından yanlış algılanması sorunu başlatabiliyor. Bu sırrı çözmek, çocuğun anne-babasıyla diyalogunu düzeltmedeki çatışmayı bitirmek büyük oranda sorunları ortadan kaldırıyor. 

Neler Yapılmalı?
Bu sorunları yaşayan çocuklara hem zihinsel hem de ruhsal destek veriyoruz. Çocuğun bilgisayarlı modüller vasıtasıyla dikkat ve konsantrasyonun ölçüp bir sorun olup olmadığını belirliyoruz. Akabinde etken zihinselse Kognitif Güçlendirme Programlarının bir parçası olan Bilgisayarlı Modüller Yardımıyla Dikkat eğitimine alıyoruz. Zihinsel etkenlerin yanında yukarıda bahsettiğimiz sebepler de söz konusuysa çatışma yönelimli psikoterapi programına alıyoruz. Çocuğun anne-babasıyla çatışmalarını ve otoriteyle ilgili negatif algılarını düzeltmeye çalışıyoruz. Tekrar etmek gerekirse bu çalışma çocuğun sadece ders performansını düzeltmekle kalmayıp hayattaki bütün zorluklarla başaçıkma yöntemlerini ve olumlu savunma mekanizmalarını kazanmasını sağlamaktadır.