Hastayım Yaşıyorum…

Makaleler

Hastayım Yaşıyorum…

Hastayım yaşıyorum görünmez hayalinle
Belki birgün diye, beklerim ümmid ile
Çürüyor zavallı ruhum aşkının hasretiyle
Belki bir gün diye, beklerim ümmid ile
Udi Hrant Kenkilian’ın hicaz şarkısı. Küçük yaşta gözlerini kaybeden Hrant,yüzünü hiç görmediği, ama aşkından çürüdüğü sevgiliye olan hasretini böyle dile getirmiş. Şarkısının ilk mısraındaki ifade beni çok duygulandırır: “Görünmez hayal…” Göremeden hayal etmek, gönül gözüyle görmek ve o gönül gözüyle görülen sevgili için yanmak…
Necip Fazıl Kısakürek bir aşıkın maşukuna olan hasretini bir hastanın sabaha olan özlemiyle nasıl çarpıcı bir şekilde dile getirmiş:
Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar
Beklemek, ümit etmek, dilemek… Amansız bir hastalığa yakalanan veya kanser gibi uzun bir süre yaşamak için mücadele eden milyonlarca insanın belki de tek ve en büyük ihtiyacı. 

Geçenlerde meme kanseri teşhisi konmuş genç bir hastam “hiçbir şey değil de hocam, o doktorun bana acıyan ve çaresiz gözlerle bakması beni yıktı” deyince içimde müthiş bir acı belirdi. 

Herşeyin mekanikleştiği, ruhsuzlaştığı, maddeleştiği bir dünyada artık hastalık kavramına da sadece bir fizik hadiseymiş gibi bakılmaya başlandı. Hâlbuki şu kadim ve eskimeyen kaide, tıp ne kadar gelişirse gelişsin değişmedi: “Hastalık yoktur, hasta vardır.” Hekim herşeyden önce hastaya yoğunlaşmalı ve onun duygularını paylaşmalıdır. Tıbbi tedavi konusunda ehil olmak, gereken bütün tıbbi müdahaleleri bilmek ve uygulamak bu işin olmazsa olmazıdır, ama tedavi etmek için yeterli değildir. Hekim hastasının tıbbi tedavisinin yanında hastalığının yarattığı olumsuz psikolojiyi de yönetmek zorundadır. Bunu ihmal ederse tedaviyi eksik bırakmış demektir.  

Son yıllarda kanser, böbrek yetmezliği, kalp yetmezliği gibi hayatta kalmak için mücadele ve hatta hayati bir revizyon gerektiren hastalıklarda psikiyatrik desteğin yaşam süresini ve yaşam kalitesini artırdığına dair binlerce makale yayınlanmıştır. Ancak bu derece hayati önemi haiz bir desteğin hekimlerce tasvip edilmesine rağmen hayata geçirilememesi düşündürücüdür. Tıp dışı insanların bile çok iyi bildiği bu gerçeği hekimlerin bilmemesine imkan yoktur. Bu konuda yazılmış yüzlerce makaleyi hatmettiklerinden, kongrelerde bu konuları defalarca gündeme getirip tartıştıklarından hiç şüphem yok. Fakat maalesef entelektüel seviyeleriyle emosyonel seviyeleri aynı paralellikte gitmiyor. Bunun altında yatan sebeplerin sorgulanması gerekiyor. Bu, sistemin boşluklarından, tedavi protokollerinin yeterince işlenememiş olmasından ya da bu tarz hastalıklarla uğraşan hekimlerin kendi iç dünyalarında yaşadıkları korunma ve inkar çabalarından kaynaklanıyor olabilir. Unutmayalım ki hastalığa rağmen yaşamayı,  hastalığa rağmen güçlü olmayı öğretebilmenin birinci şartı hastalıktan ziyade duyguları paylaşmaktır