Olan Hep Analara Ve Çocuklara Oluyor

Makaleler

Olan Hep Analara Ve Çocuklara Oluyor

Geçen hafta Habertürk Gazetesinde yayınlanan eşi tarafından acımasızca öldürülmüş bir annenin içimizi ürperten ve yüreğimizi dağlayan fotoğrafı büyük tepkilere yol açtı. Eminim birçok insan milisaniyeler içinde “bu nasıl bir vicdansızlıktır” dedi ama hemen ardından “bu fotoğraf yayınlanır mı” diye isyan etti. Fotoğrafı yayınlayan gazetenin başındaki isim Fatih Altaylı ertesi gün durumu kurtarmaya çalışan, ama kendisini battıkça batıran bir yazı kaleme aldı. İnsanlar kendisinden “bu fotoğrafı koyarken iyi niyetli düşünmüştüm, amacım dikkat çekmekti, ama ben de kabul ediyorum ölçü kaçmış, özür diliyorum” demesini beklerken, o toplumu duyarsızlıkla ve umursamazlıkla suçlayarak “sizi başka türlü uyandırmak mümkün değildi” nev’inden şeyler yazdı. Fotoğrafın ağırlığı karşısında isyan eden aynı gazetenin yazarlarından Balçiçek İlter “Bıçak” başlıklı yazısında “Dün gazetemde vicdanımızı kaybetmiştik! Dün gazetemde insanlığımızı unutmuştuk! Dün gazetemde biz de basbayağı erkek şiddeti gösterdik! Kendi karımıza, annemize, babamıza, ablamıza, kız arkadaşımıza bırakın yapılmasını hayalini dahi edemeyeceğimiz bir şeyi yaptık biz” diye itirafını dile getirdi. Burada söylenecek başka söz yok. Burada mantık işlemez. Burada duygular konuşur, vicdanlar konuşur Fatih Bey. Yaptığınız ilmen, fikren ve vicdanen yanlıştı. 

Bu Fotoğrafın En Büyük Zararı Çocuklara
Fiziksel ve cinsel istismara uğramış ve hala da uğrayan milyonlarca kadın ve genç kız var. Evde gözlerinin önünde anneleri babaları tarafından dövülen, tartaklanan ve öldürülen binlerce çocuk var. Bu çocukların gelecekte neler yaşadığını bilseydi Fatih Bey, eminim bu fotoğrafı koymazdı. Erişkin dönemde yaşanan öfke kontrol sorunlarının, panik ve korku nöbetlerinin, depresyonun ve eziklik düşüncelerinin altında yatan mühim sebeplerin başında‘annenin baba tarafından şiddetine şahit olma’ yatıyor. Bırakın annenin dövülmesi, babanın bağırması, aşağılaması, kötü muamele etmesi bile bunlara sebep olabiliyor. Alkol ve madde sorunu olan, suça meyilli, kurallara uymayan, isyankar gençlerin anneleri babaları tarafından dövülürken kendisini çaresiz, mağdur, güçsüz, ezik, yetersiz hisseden bir çocukluk dönemi yaşadıklarını tespit ediyoruz. Anlayacağınız çocuklukta yaşananlar öyle kolay kolay gelip geçmiyor. Bir ömür boyu çocuğu etkileyebiliyor. Hayatları o yaşadıkları mağduriyeti, ezikliği telafi çabasıyla geçiyor. Öçlerini çevreye saldırarak, kendilerine zarar vererek, kuralları çiğneyerek almaya çalışan binlerce genç var. Hep o isyanı dile getiriyorlar:“babam annemi ezdi ve ben bir şey yapamadım.” O çaresizlik ve acziyet içinde atan minik kalplerin zamanla nasıl taşlaştığına hemen hemen her gün şahit oluyorum. Ajitasyon yapmak değil niyetim. Bir gerçeği dile getiriyorum. Bilin ki bu fotoğrafı gören binlerce çocuk rencide oldu. Kendilerini yalnız ve zayıf hissettiler. Uykuları kaçtı. Annelerinden endişe duydular ve yüreklerine annelerini kaybedecekleri korkusu düştü.   

Peki, Bu Tür Fotoğraflar Kime yarıyor?
Türkiye gibi daha tam sosyalleşememiş ve kadını yeterince güçlenememiş toplumlarda bu tür haberler ve fotoğraflar maalesef mağdurun değil mağdur edenin işine yarıyor. Çünkü bu fotoğrafı gören kadınların birçoğunda korku ve çaresizlik düşünceleri daha da belirginleşiyor. Devlet kapılarını açıyor, ama bu maalesef yetmiyor. NitekimŞefika Etik devlete sığınmış, sonra kocası tarafından ikan edilip eve getirilmiş ve katledilmişti. Senaryo hep aynı. İşin daha kötüsü bu psikopat kocalar karılarını caydırmak için bu haberleri emsal göstermeye başladılar. Bu fotoğraflar ve haberler zalim kocaların ekmeğine yağ sürüyor.

İKİNCİ GÜN YAYINLANACAK…
DEVLET KADINA ŞİDDET KONUSUNDAKİ ÖNLEMLERİ GÖZDEN GEÇİRMELİ
Mağdur kadınların devlet tarafından kucaklanması, sahiplenmesi elbette önemli ve gerekli bir destektir. Ancak süreci sağlıklı ve emniyetli bir biçimde sonlandırmak şart. Şiddete uğrayan kadın devlete sığınıyor. Devlet de onu korumaya alıyor, ama sonra kadın kocası tarafından ikna edilip sözde kendi rızasıyla evine dönüyor. Kadının gerçekten ikna olduğu için mi yoksa korktuğu için mi rıza gösterdiğinden emin değiliz. İşte bu noktada bir aksaklık var. Hâlbuki kadının devlet tarafından korumaya alındığı dönemde adam yakın takibe alınmalı, bir psikiyatrik sürece tabi tutulmalı, ıslah edilemez bir antisosyal (psikopat) kişilik mi değil mi tespit edilmeli, adam olup olamayacağından emin olunmalı, kadının eve dönmesinde bir tehlikenin olmadığına kesin kanaat getirilmeli ve ancak ondan sonra evine dönmesine izin verilmelidir. Aksi takdirde devletin korumaya alması caniyi daha da tetikleyebiliyor, kızdırabiliyor, kışkırtabiliyor ve acımasızlaştırabiliyor. Bunun en büyük kanıtı geçen hafta içinde yaşanan iki olaydır. Her şeyden önce kadının can güvenliği gelir. Kadını şiddet uygulayan erkeği ıslah etmeden evine göndermek kurda kuzuyu teslim etmektir. Devletin bu konuda daha katı, daha septik ve daha uyanık davranması gerekiyor.   

Yeni bir Çatı: “HAYDİ TUT ELİMİ DERNEĞİ”
Son yıllarda kadın cinayetlerinin ve kadına şiddetin önüne geçilmesi, fiziksel ve cinsel istismara maruz kalan çocuk ve gençlerin korunması amacıyla birçok STÖ kuruldu. Mensubu olduğum Haydi Tut Elimi Derneği bunlardan biri. Dernek bünyesinde psikiyatrlar, doktorlar, psikologlar, hukukçular, emniyetçiler, eğitimciler, gönüllü anne-babalar ve hayırseverler gibi toplumun her kesimden insan var. Dernek farklı etkinliklerle bu konuyu gündeme taşıyor ve sorunun giderilmesine yönelik çözüm önerileri üretiyor. Derneğin faaliyetlerine www.hayditutelimi.org adresinden ulaşabilirsiniz. 

Kadın Cinayeti İstatistikleri Ürkütücü
Geçenlerde Haydi Tut Elimi Derneği’nin bir toplantısında Türkiye’de kadına ve kız çocuklarına şiddetin sebeplerini enine boyuna tartıştık. Türkiye’de 2011'in ilk 8 ayı içinde 143 kadın cinayete kurban gitmiş. 76 kadın cana kast edilen saldırıya maruz kalmış. En çarpıcı sonuç ise fiziksel ve cinsel şiddet yaşamış kadınların yüzde seksen sekizinin korku, ayıplanma, olayın duyulması endişesi, namus, dedikodu gibi gerekçelerle ne yakın çevresine ne sivil toplum örgütüne ne de devlet kuruluşlarından birine başvurabilmiş olmaları. Kadına şiddet gibi hassas ve çok yönlü bir konunun acilen ama bütünüyle masaya yatırılması gerekiyor. Verilecek kararlar, atılacak adımlar, planlanan organizasyonlar bilirkişilerle istişare edilmek suretiyle belirlenmelidir. Farklı disiplinlerden ve farklı toplumsal kesimlerden bireylerin ve kurumların bir araya gelmesi, acil eylem planının yanında bu sorunu çözmeye yönelik kısa ve uzun vadeli projeler üretilmesi şarttır. Böyle geniş bir perspektiften değerlendirme yapmadan uygulanan yöntemler tabiri caizse kaş yapayım derken göz çıkarmaya yol açıyor. Şiddetinden kaçıp devlete sığındığı eşi tarafından hunharca katledilen Şefika Etik’in hazin sonu bizim için büyük bir uyarıdır.