Sorundan ve Üzülmekten Korkma

Makaleler

Sorundan ve Üzülmekten Korkma

GEÇMİŞ VE BUGÜNE DAİR BİR RİNDANE ANALİZ

21. y.y. stres çağı. İnsanın sistemden beklentisinin arttığı, dur durak bilmez hırslara ve dürtülere nokta atışların yapıldığı bir çağ. Hayatın alabildiğince karmaşıklaştığı, yaşamanın zorlaştığı bir çağ.

Bundan 20-30 yıl öncesine kadar insanlar böyle değildi. Evlenirken bir divan bir tencere bir ocak yeterdi. “Evimde her şeyim olsun, hiçbir şeyin eksikliğini çekmeyeyim, lüks beyaz eşyam da olsun, plazma ekran televizyonum da” nevinden talepler yoktu hayatımızda. Analarımızın elde çamaşır yıkamaktan canları çıkardı. Şimdi ise kızlar çamaşır makinesi olmadan evlenmiyorlar. Eskiden durup dururken araba almak gibi bir huy yoktu. Şimdi insanlar kredi çekerek araba alma sevdasına düşmüş durumdalar. Cep telefonunu bırakın mahallede ev telefonu olanlar sayılıydı. Herkes memleketteki ve “Alamanyadaki” akrabalarına oradan telefon ederdi. Televizyonu olan ev bir veya ikiydi. Akşamları çizgi film saatinde pencereler açılır, mahallenin bütün çocukları oraya birikir ve çizgi filmi izlerlerdi. Anadolu lisesi, kolej saplantısı yoktu. Herkesin çocuğu evine en yakın liseye gönderilirdi. Şimdiki çocuklarsa okumak için İstanbul’un bir ucundan diğer ucuna gönderiliyorlar. Günlerinin en az iki saati yolda geçiyor. Sokaklar emniyetliydi. Çocuklar akşama kadar sokaklarda top oynayabiliyorlardı. Bugün bu bile planlı. Belli yerlerde ve belli saatlerde oynayabiliyorlar. Sözün kısası yokluklar vardı, ama yaşamak basit ve kolaydı. İnsanlar kanaatkardı. Yardımseverdi. Sohbet ederek mutlu olabiliyorlardı. Deniz kenarında bir simit keyfi veya Belgrat ormanlarında mahallece piknik inanılmaz zevk verirdi. İnsanın kendisini yalnız ve desteksiz hissetmesi mümkün değildi. Zevkler, hüzünler her şey ama her şey paylaşılabilirdi. O yüzden korku da yoktu kaygı da. Güven vardı, huzur vardı. Bugün bu basitliğin bizim için ne kadar önemli olduğunu yeni yeni fark ediyoruz. Danışanlarıma her zaman “hayatınızı basitleştirmenin yolunu bulmalısınız” tavsiyesinde bulunurum. Her an köye veya mahalleye dönebilecek kadar yalın, ama dünyayı kucaklayabilecek kadar da üretken olmalı. Büyük ve kompleks işleri yapabilmek için hayatın karmaşıklaşmasına gerek yok. Basit bir hayat insanı daha da verimli kılar.

Bugün biz eskilerin rindlik modelini insanlara tavsiye ediyoruz. Rind hayatın sorumluluklarını derinden hisseden, ama hoşgörücü, cesur, tasasız, gamsız ve kaygısız yaşayabilen insandır. Sorunlar karşısında sükûnetini bozmaz. Yeri geldiğinde dertleri zevk edinebilmeyi bilir. 
Hacı Arif Bey’in mahur şarkısında bu çok güzel ifade edilir: “Mihneti kendine zevk etmedir âlemde hüner”. İnsanlığı kurtaracak olan tarz da inanın budur. Allah kimseye dert ve üzüntü vermesin. Bunu talep edelim, ama üzülmekten de korkmayalım.